Sanata Seyirci Kalmayın

  Monet sergisine ilgi büyük, hafta içi saat 9 buçuk, kapıda kuyruk var. Girişte sanatçıya esin kaynağı olan Giverny’deki bahçenin duvara yansıtılan dev fotoğrafları karşılıyor bizi. Güzel. Ama bahçe işte. Sunuşa ayrılan iki küçük salonda yığılan kalabalığı aştığımız yerden ressamın bahçesine gerçekten adım atıyoruz. Çünkü biz de artık Monet’nin gözleriyle görüyoruz bahçeyi. Salkım söğütlerin sudaki yansımalarını delen nilüferleri, gün batımındaki ışık oyunlarını her gün, saatlerce izleyen bir adamın deneyimlerini kuşanıyoruz. Renklerin titreşimiyle yarattığı dünyaya girip duygularının titreşimini hissediyoruz. Fırça darbelerindeki hünerden içindeki tutkunun sıcaklığı yayılıyor.

Oldum olası sanatta soyuttan hoşlanmışımdır çünkü teknikten çok sanatı var eden süreci merak ederim. Sanatçının kanallık ettiği doğal akışı tüm disiplinlerden daha anlamlı buluyorum. Bunlar benim hislerim.
 Bu arada biz tabloların başında dikilirken yedi sekiz yaşlarında bir grup çocuk resim defterleri ve boyalarıyla salonun ortasına serilmiş. İçlerinden birinin yanına gidip söğüt yapraklarını boyamasını izledim bir süre. Kendi şaheserine öylesine konsantre olmuştu ki izlediğimi farketmedi bile. Düşünmeden edemedim: Hangi şaheseri izlemek kendi resmini yapmaktan daha fazla keyif verebilir ki?  Biz sanata seyirci kalırken onlar yaşıyordu.
        Sanatın sanatçıya has bir imtiyaz olduğuna dair inanç insanlığın bilincine öylesine işlemiş ki çocukluk bitince şiir defterlerini, fırçaları otomatikman rafa kaldırıyor, dans etmeyi, oyun oynamayı bırakıyoruz. Buna da olgunlaşmak diyoruz.
         Oysa biz büyüsek de içimizdeki çocuk hep bıraktığımız yerde duruyor: Her hareketimizde, yaşadığımız her tekrarda, verdiğimiz her tepkide parmağı var onun. Sanat içimizdeki çocukla buluşup el sıkışmamız ve onu ikna etmemiz için de bir imkan sunuyor aslında. Meera Hashimoto bir resim eğitmeni, bakın ne diyor:

        “Benliğinin karanlık köşelerini gerçekten görmek istiyorsan çok fazla enerjiye, karşılaşacağın sorunlarla yüzleşebilmek için de çok fazla içsel ışığa ihtiyacın olacaktır. İşte yaratıcılığın üstlendiği görev de budur: İçindeki güzel tarafı desteklemek. Bu taraf bir kez desteklendi mi, artık o karanlık köşelere külçe gibi bir kalple değil, coşkuyla bakmaya hazırsın demektir.”*

*Sanatın Uyanışı, Meera Hashimoto, Butik Yayıncılık

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s