Plaza ağzıyla liderlik olmuyor

 

Güzide bir üniversitenin düzenlediği liderlik zirvesinde,  pek değerli konuşmacıyı dinlemeye çalışırken  sıkıntıyla  “neden?… neden?….  neden?” diye soruyorum kendime.  Oysa sabahın köründe yollara düşüp hevesle gelmişim… Not defterim dizlerimin üzerinde…  Telefonumu kıstım, kulaklarımı dört açtım, peki ama o neden anlatmıyor?  Türkiye’nin önde gelen holdinglerinden birinin üst düzey yöneticisi; parlak bir özgeçmişi var, üstelik iletişimden sorumlu, en acı kısmı da bu galiba…

Anlatmıyor çünkü anla-ta-mıyor:

Bir takım süreçlerden bahsediyor. Kavramlardan kavramlara atlıyor. Şuna baktığımızda, buna şeettimizde gibi sıkıcı virgüllerle bağladığı bağlantısız cümlelerinde bol bol assign, adjust ve komünike ediyor…  Sözün özü,  o anda aklından her ne geçiyorsa, dilinin ucuna hangi kelime geliyorsa kürekle üzerimize boca ediyor. Konuştukları bir bütünlük arzetmediğinden kendisi de havaya giremiyor. Bu en kötüsüdür:  çünkü kendini ifade edemediği için gergin ve bizleri de geriyor. Nüzhet Şenbay’ın kulağıma küpe olan sözlerini hatırlıyorum:

“Hiç bir konuşmacı önce kendi fikirlerini düzenlememişse dinleyicilerin üzerinde egemen olup onları arkasından sürükleyemez.”

Sesini işitmek, ne söylediğini anlamak, mümkünse konuşmasından bir iki cümle cımbızlayarak evime mutlu dönebilmek için aşırı çaba harcıyorum.  Yüzüm gözüm kasılmış, karnıma ağrılar saplanmış vaziyette.  “Aaaa, yeter be” diyorum sonunda. Derin bir nefes alıp arkama yaslanıyorum. Zirve hevesim, iki saat içinde hayal kırıklığıyla son buluyor.  Kimse hazırlanmamış. Ne sunucu sunumuna çalışmış, ne de moderatörler sorularına. Belli ki bir takım notlar karalanmış, duruma göre konuşuruz işte, diye kalkıp gelinmiş.

Bir diğer konuşmacı kendi öyküsünü anlatmayı tercih ediyor.  Akıllıca… Biraz üniversite sıralarından,  biraz da yöneticiliğe geçiş yıllarından bahsediyor. Saha tozu yutmuş olmanın önemli olduğuna inanıyor. Bu deneyimden çok fayda görmüş, sahada çalışmazsanız yaptığınız işin niteliğini kavrayamazsınız diyor ısrarla.  Israrını aynı cümleyi bir kaç farklı şekilde tekrar etmesinden anlıyoruz.  Yoksa sahaya dair herhangi bir ayrıntı paylaşmış değil.  Bir anı,  bir duygu, içinden geçtiği bir zorluk, hepsi olabilir. Öte yandan genç bir yönetici adayının fabrika çalışanlarının arasına karışması başlı başına bir hikâye konusu… Hem ağırlığını hissettirmek, hem de güvenlerini kazanmak zorunda. İllaki meydan okuyacaklar, bilgisini sınayacaklar, tecrübesizliğiyle eğlenecekler. Peki neler yaşandı da bizim konuşmacımız bu sınavı başarıyla geçti?

Anlatsa, başkaca bir şey söylemesine gerek kalmayacak.  İnanacağız: o bir lider.

İş hayatına ucundan kıyısından bulaşmış hemen herkes duymuştur bunu: sahada neler yaşandığını bilmiyorsanız yaptığınız işin niteliğini kavrayamazsınız. Dolayısıyla kimsenin bilgi tekrarına ihtiyacı yok. Sadece bu bilginin doğruluğuna inanmaya ihtiyaçları var.

Sizin hikâyeniz dinleyicilerde bu inancı pekiştirebilir. Aynı yollardan geçmekte olanlara, zorlananlara, hırslılara, tükenmişlere, tıkanmışlara ilham verebilir. Yeter ki içinde siz de olun. Kendinizden bir proje gibi söz etmeyin. Hikâyenin içine girin, anlatıcısı olun, anlatırken yaşayın. Tecrübelerinizi hatırlayın. Bırakın o anlardaki hisleriniz tekrar sarsın bedeninizi. Çuvallamış mıydınız? Mahcup mu olmuştunuz? Zararı yok, çok şey borçluyuz o mahcubiyetlere. Dinleyicileriniz, çalışanlarınız, ekibiniz  ancak ve ancak sizin inandığınıza ikna olurlarsa inanırlar.

İnsanlar sözlere değil onu söyleyen kişilere inanırlar.

Sonuç olarak saha tozu yuttuğundan şüphe duymuyorum ama haberin mutfağından geldiğini söyleyen spiker arkadaşlarımın üç aylık muhabirlik stajlarını anımsamadan da geçemiyorum.  Karşımda birbirinden akla kara kadar farklı üç ayrı sektörden gelen üç ayrı yönetici oturuyor. Fakat hepsi aynı renk.  Benim kafamdaki resimde üçü de aynı plazanın farklı odacıklarında iş görüyorlar.

Bir de şu kas meselesi var. Hemen hepsi kullandı, plaza jargonu olsa gerek. Şunu yaparsanız bu kasınız gelişiyor bunu başarırsanız falanca kasınız… Sanırım konuşmacı koltuğunda oturanlar en önemli kaslarını -dil kaslarını- unutmuşlar. Bir an önce çaresine bakmalı, plaza ağzıyla liderlik olmuyor…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s