Orta yaş hüznü

unsplash Sharon McCutcheon

31 Mart 2018 tarihli TGC Bizim Gazete’de yayınlandı.

Evimizin arka köşesinde aile fotoğraflarımızın asılı olduğu bir duvar var. Gün içinde sayısız kez geçip giderim önünden. Bazen durup kızlarımın küçüklük hallerine özlemle bakar, gülümserim. Ama bu sabah nedense kendi yüzümden alamadım gözlerimi. Yaklaşıp bir süre inceledim, bana benzeyen ama artık benimki gibi olmayan o yüzü. Işıldıyor muydu ne? İnce bir sızı geçti boğazımdan… Uzatmadım, devam edip işime baktım. Ama ne oldu? Birkaç saat sonra bilgisayarımın başına geçtiğimde, o yüz de gelip karşıma oturdu. Anladım: Yazmazsam el sıkışamayacağız onunla. Artık gençliğe vedanın başladığı yaşlardayım. Yüzüm, bedenim hala genç bir insanınkine benzemekle birlikte, gençliğimdeki gibi olmadığımı görüyorum. Akranlarım emekli olmaya başladılar. Küçük yazıları okumak gerektiğinde, utana sıkıla çıkardığımız yakın gözlüklerini beceriksizce yerleştiriyoruz yüzümüze. Aslına bakarsanız mesele yaşlanmak değil, zaten yaşlılık da bir sabah ansızın çalmıyor kapınızı, sağolsun alıştıra alıştıra geliyor. Şu dönemde kritik olan insanın artık genç olmadığıyla yüzleşmesi çünkü tam bu noktada arızalar baş gösteriyor. Estetik müdahaleler, yetmediği yerde ameliyatlar, vücudu zayıflamaya, incelmeye zorlamalar, saçını başını, giyim tarzını elden geçirmeler, çocukluk arkadaşlarıyla abartılı “Nerede kalmıştık?” buluşmaları; daha çok erkeklerde görülen “Yok oğlum eski günlerdeki gibi coşup eğleniyoruz işte” çabası ve daha niceleri… İnanın yadsımıyorum. Tümü anlaşılabilir tepkiler ve bence eleştirmek, eğlenmek bir yana yaşanması da gerekebiliyor. Çünkü herkesin bu travma ile başa çıkma yolu farklı,  bastırmaya gelmiyor. Estetik ameliyatı olanları kıyasıya eleştirip herkes çizgileriyle barışmalı salvoları atan birisini, geçenlerde estetikten yüzünü kıpırdatamaz halde görünce önce irkildim, sonra güldüm, sonra da kendimi kınadım. Belli ki bastırdıkları fena patlamış. Bu süreç böyle yaşanacak, sündürebildiğimiz ölçüde uzatmaları da oynayacağız ama insan bu yeni dönemin armağanlarını da kaçırmamalı diye düşünüyorum. Mesela gençlikteki gibi davranmayı hiç mi hiç özlemiyorum ben. Şimdiki aklımı seviyorum; kendimi olduğum gibi seven ve git gide onu daha da yüceltme, pamuklara sarma eğilimindeki halime bayılıyorum. Şunu da biliyorum ki bir on yıl sonra, bugünkü fotoğraflarıma bakıp ışıldadığımı düşüneceğim. Ne zaman üşüdüğümü hissetsem hikâyelerin şefkat yüklü kucağına sığınırım ya, yine öyle yapacağım. Hayatın orta yerinde baş gösteren bu problemle baş etmeye dair Joseph Campbell’ın mitlerden çıkardığı formül şöyle: Ben neyim? Işığı taşıyan ampul müyüm yoksa ampulün aracı olduğu ışık mıyım?… Bu beden bilincin aracıdır eğer bilinçle özdeşleşirseniz bedene geçip giden eski bir arabaya bakar gibi bakabilirsiniz. Bir tamponu gider, bir lastiği patlar, teker teker her şey bozulur… Sonra yavaş yavaş tümünü kaybedersiniz ve bilinç bilince karışır.İyi hissettirdi mi, derseniz? İtiraf etmeliyim ki önce hüznüm koyulaştı ama sonra müthiş bir özgürlük hissi aldı yerini.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s