Yapmam deme, beşer şaşar

Photo by Oscar Keys on Unsplash

14 Nisan 2018 tarihli TGC Bizim Gazete’de yayınlandı.

Bir yanlış yaptım. “Ben bunu yapmam” dediğim türden bir şey yaptım. En güvendiğim yanımdan faka bastım, sınandım. “Ben bu oyuna nasıl geldim”, hatta “bunu yaşamam için evren bana tuzak mı kurdu ne” diye sormadan edemiyorum kendime. Ama sonuçta olan oldu ve ben şunu keşfettim: Bazen iyi bildiğimiz özelliklerimiz de, katılaştıklarında ayağımıza dolaşabiliyormuş. Ben dürüstüm mü diyorsunuz? İyi güzel. Ama bir dürüstlük abidesine dönüşmeye çabaladığınız takdirde, başka bir şeye kapıyı aralıyorsun: Kibre. Aynı zamanda kendinize yeni bir sınav alanı açmış oluyorsunuz. Kibir mükemmelleşmek istediğiniz her alana farkettirmeden dahil oluyor. Siz bir parça yol alıp kendinizle gurur duymaya başladığınızda, o da palazlanmaya başlıyor. Ne zaman ki esnekliğinizi kaybettiniz, kibrin sahneye çıkma zamanı gelmiş demektir. Hikâyecilik süreçlerinde bahsi geçen bir arketip vardır: Şekil değiştirici. Süreç içinde farklı bir yüzünü gösteren, kısmen aldatıcı karakterleri tanımlamak için kullanılır. Erdem de katılaştığı noktada şekil değiştirerek kibre dönüşür. Bunu yazdım bir kenara: Yapmam deme, beşer şaşar. Buraya kadar hiçbir sıkıntım yok. Kendimle ilgili yeni şeyler keşfetmeye bayılıyorum ayrıca zaafımı farketmiş olmaktan dolayı minnettarım. Şimdi itiraf zamanı. Yanlışın benim tarafımdan anlaşılması yetmez, dile getirilmesi de gerekiyor ve benim sonuçlarıyla yüzleşmem. İşte burada düğümlendi mesele. Sonuçlarından çekinmiyorum. Ama gel gör ki olanları karşı tarafa nasıl anlatacağımı kafamda kurgulamaya çalıştıkça karnıma bir ağrı giriyor, olduğum yerde büzüşüp kasılıyorum. Neden, diyorum kendi kendime: Olası sonuçların ve işiteceğin sözlerin her türlüsüne razıyken ve bunlardan korkmadığından da eminken, neden itiraf etmekten bu kadar rahatsızlık duyuyorsın? Aslında yanıtını bedenim veriyor ama o sırada işaretleri okuyamıyorum. Beden dili eğitimlerinde bu konuyu defalarca anlatan ben, kendi bedenime karşı körlük yaşıyorum. Çünkü bir duyguya böylesine güçlü tutunduğumuz zamanlarda paralize oluyoruz. Sabah saatlerinde topluluk önünde konuşma başlığı altında hazırladığım bir proje geliyor aklıma; çekirdek korkuyu bulmakla ilgiliydi. Ondan medet umuyorum. Anlamlandıramadığıma göre ardında bir çekirdek inanç, söz ya da karar vardır, diyorum. Konuyu özetlemek gerekirse: Her deneyimde kendimize dair bir karar verir, sorgulamadan uygulamaya sokarız. Çoğu kez bu kararları bir daha gözden geçirmeyiz. Kararlarımız zaman içinde kendimiz hakkında verdiğimiz sözlere ve benzer durumlarda devreye soktuğumuz otomatik tepkilere dönüşür. Yapmam gereken konuşma beni bu kadar rahatsız ettiğine göre, arkasında mutlaka vakti zamanında yaşadığım güçlü bir tecrübe var demektir, diye düşündüm. Güç bela uykuya dalıp sabahı dar ettim. Hazırladığım süreç haritasını kendi üzerimde uyguladım. Çekirdek korkuyu bulmak için derin kazmanız gerekebilir. Benim için de öyle oldu. Uzun sürdü. Sonuçta ne buldum dersiniz? Beni korkutan şey güçsüz düşmekti. Yanlışımın sonuçlarından değil, yanlış yaptığımı söylemekten korkuyordum. Çünkü asıl korkum güçsüzlüğü deneyimlemekti. Bu kazı çalışması sırasında hedefi göstermek için önüme açılan işaret levhaları da anlamlıydı. Mesela bahaneler; evet zihnim her durumda haklılığımı muhafaza etmek için bahaneler üretmeyi otomatiğe almış. Bu olayda da devredeydi. Şimdi eyleme geçme zamanı, karnımda yine dayanılmaz ağrılar… Süreç haritasına yazdığım bir cümleye dayıyorum sırtımı: Her karar bir kısıtlamadır, her yüzleşme ise fırsat… 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s