Ayırt edici soru

21 Nisan 2018 tarihinde TGC Bizim Gazete’de yayınlandı.

“Anne bugün sınav olduk, çok ilginç şeyler öğrendim” diye girdi içeri. Adetidir, eğer kayda değer bir şey yaşanmışsa kapıyı açar açmaz anlatmaya başlar. Çocukların biz yetişkinler gibi girizgah cümlelerine pek ihtiyaçları yoktur, doğrudan konuya girerler, en heyecanlı yerinden başlarlar anlatmaya, daha ilk cümleden konunun içine çekerler sizi.  O yaşlarda sanırım hepimiz öyleydik ama sonra yontula yontula ayrıntıların içinde boğulmayı öğrendik. Artık bir konuşma ya da sunum yapmamız istendiğinde elimizde eteğimizde ne varsa peş peşe sıralayıp kürekle dinleyicilerimizin üzerine boşaltabiliyoruz çok şükür. Konuşmasını yaparken kendinden sıkılıp koşarak mekanı terketmek isteyen konuşmacılar tanıdım ben. Neyse, ana mesajı büyük bir coşkuyla verip beni avucuna almıştı, artık ne anlatsa dinleyecektim. Hem sınav olup hem öğrenmek, sıradışıydı doğrusu. “Evet Pisa sınavı olduk” dedi… “Hımm, şimdi anlaşıldı durum” dedim.  Koşarak odasına gidip tabletini getirdi. “Anne İtalya’da Viganella diye bir köy varmış, bir vadinin kuytusunda kurulduğu için 11 Kasım’dan 2 Şubat’a kadar hiç güneş ışığı almıyormuş. Karşı tepelere dev aynalar yerleştirmişler, ışığı bu aynalar vasıtasıyla köye yansıtıyorlarmış, yılın üç ayı bu şekilde aydınlanıyormuş Viganella. Bu yüzden oraya ‘güneşi aynada gören köy’ deniyormuş.” Bunları heyecanla anlatırken arama motoruna köyün adını yazdı, bir yandan da “Acaba doğru hatırlıyor muyum, köyün adını?” diye mırıldanıyordu. Köyün adını doğru hatırladığı gibi anlattığı her şey hatta verdiği tarihler bile tamı tamına tutuyordu. Buna kendisi de şaşırdı. Çünkü sınavlarda yaşadığı genel sıkıntı, konuyu gayet iyi bilmesine rağmen “dikkatsizlikten” hata yapmasıydı. Öğretmenlerinin teşhisi buydu. Çocuk da dikkatsiz biliyordu kendini. Ama aynı öğrenci yaşı, ilgi alanları ve algı düzeyi hesap edilerek hazırlanan bir sınavda okuduğu paragrafı en ince ayrıntısına kadar hatırlıyabiliyordu. Sonra heyecanla Büryan kebabının nasıl yapıldığını anlatmaya başladı. Orada da nokta atışıydı verdiği bilgiler: Çukur 2,5 metre derinliğinde kazılacak, etler demir çubukla sarkıtılacak ve çukurun ağzı hava almayacak şekilde kırmızı bir şeyle sınavanacak, saat başı kapak açılıp kontrol edilecekti. Tahmin edebileceğiniz gibi diğer okuma parçası da Büryan kebabının hazırlanışı hakkındaydı. “Soruları yanıtlayabildin mi peki?” dedim. “Evet hepsini yaptım, hepsi doğru eminim” dedi tereddütsüz. Genelde şöyle dönerdi sınavlardan: Hepsini yanıtladım ama hiçbirinden emin değilim. O yanımdan ayrılırken rahmetli TEOG sınavında öğrencilerin kabusu olan ayırt edici sorular geldi aklıma. Sekizinci sınıfların koridorlarında korku hikayesi gibi anlatılmaya başlanmıştı. Büyük kızım: “Anne bu sene çok fazla ayırt edici soru olacakmış, yandık” diyordu, her geçen gün artan sivilcelerine aynada üzüntüyle bakarken. Zordu ayırt edici sorular, tuzaklar kuruyordu öğrenciye, sağ gösterip sol vuruyordu. Bu yüzden konuyu anlamış olmaları yeterli gelmeyecekti. Ne kadar çok test çözüp ne kadar çok soru türü görürlerse o kadar hazırlıklı olacaklar ve ayırt edici sorular çift başlı ejderhalar gibi karşılarına dikildiğinde ateş üfleyen nefesinden kaçmayı başarabileceklerdi. O yıl çocukların öğrendiği tek şey zor zamanlarda ayakta kalabilme becerisi oldu, e bu da bir şey. Sonra bilgisayarımı açtım, arama motoruna “Viganella” yazdım. Ve karşıma çıkan fotoğrafları incelemeye başladım. Şimdi sorarım size gerçekte hangisi ayırt edici soru?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s