SANATA SEYİRCİ HAYATLARIMIZ

Photo by Gaelle Marcel on Unsplash

12 Mayıs 2018 tarihli TGC Bizim Gazete’de yayınlandı.

Bir kuş resmi boyuyorlar haftalardır, nihayet tamamlanmış. Nasıl gururlu anlatamam, sergiye gidecekmiş. “Birkaç rötuş daha istiyor ama…” diyor. Mutluluğunu açık etmekten çekindiğini hissediyorum. Bir insanın sanatla temas etmesi kadar doyurucu çok az şey olduğunu düşünürüm. Ama bilinçaltımıza kazınmış bir karar, bir kabulleniş var ki pek çoğumuzun yaşamları boyunca sanata seyirci kalmasına sebep oluyor: Sanat eseri güzel olur, sanatçı mükemmel olur, mümkünse eşsiz olur, biricik olur. Sonuç odaklı zihnimiz ilk olarak asla yakalayamayacağını bildiği bu hedefi görür ve bizi sürecin güzelliğinden mahrum bırakır. Birkaç yıl önce Sakıp Sabancı Müzesi’nde açılan Monet Sergisi’ni gezerken gördüğüm çocuklar geldi aklıma. Biz yetişkinler tabloların başında dikilirken onlar salonun ortasına yaydıkları defterleri ve boyalarıyla Monet’nin bahçesine ışınlanmış gibiydiler. Birinin yanına sokulup resmini incelediğimi hatırlıyorum. Öylesine dalmıştı ki izlediğimi farketmedi bile. Hangi şaheseri izlemek kendininkini yaratmaktan daha keyifli olabilirdi ki? Onlar süreci yaşamaktaydılar. Biz yetişkinlerse bir saatliğine yaratıcı bir dünyanın içinde gezinip, yüzümüzde hoş bir gülümsemeyle, sanata seyirci kaldığımız hayatlarımıza geri dönecektik. Sanatın sanatçıya özgü bir imtiyaz olduğu inancıyla, yaratıcılığın bereketli topraklarından uzak durmaya devam edecektik. Kim büyük bir ressamın sergisinden çıktıktan sonra gidip kendine boya ve tuval alırdı ki? Belki de sadece çocuklar. “Her çocuk bir sanatçıdır. Sorun, büyüdükten sonra da sanatçı kalabilmektir” demiş Pablo Picasso. Büyüdükçe ne oluyor dersiniz? Genellikle şu oluyor: Bir yere varmayacaksa sanatın aylaklık ya da vakit kaybı olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Tıpkı oyun oynamak ya da hayal kurmak gibi… Para kazandırmayan, bir amaca hizmet etmeyen, bir kabı doldurmayan ne varsa terkedip, yaratıcı faaliyetlerle aramıza koca bir duvar çekiyoruz. Bunu yaparken de yaşamın doğal akışına meydan okuyoruz çünkü içtiğimiz su kadar doğal bir parçamızı, bir yapı taşını kanatarak söküp atıyoruz içimizden. Bu yüzden genellikle mutsuzuz. İyi de nasıl olacak bu iş, benim hiçbir şeye yeteneğim yok ya da bizden geçti demeyin. Gerçekten ihtiyacınız olduğuna ikna olun yeter. O size gelir. Her insanın yaratıcı gücünü kullanmaya ihtiyacı vardır: “Çünkü insanları cömert, keyifli, canlı, cesur, şefkatli kılıp; kavga etmeye, nesne ve para biriktirmeye karşı ilgisiz yapan başka hiçbir şey yoktur” diyor Brenda Ueland. Ayrıntılara verdiğiniz dikkat sanatı büyütür; bu da hayatı büyütür. Ustalık ve hüner ise ancak tutkuyla kazanılır. Bana kalırsa şart da değil. Her gün önünüze gelen duygu ve deneyimlere verdiğiniz dikkat aynı zamanda yaşamı kavrayışınızı güçlendirir. Yaratıcılık hayatın her anında, her karesinde bir tohum olarak bulunmaktadır. Neden büyüyüp yeşermesine imkan vermiyoruz? Yolumuzu açsın, keşiflerimize keyif katsın, hayatımızı renklendirsin. Sanat bizim için var. Neden seyretmekle yetinelim ki?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s