Gölge Yazarım Benim

2 Haziran 2018 tarihinde TGC Bizim Gazete’de yayınlandı. 

Bir süredir kendime yabancılaşmış hissediyorum. Sanki benliğimi bir yerlere göndermişim de, burada ben gibi davranması için etten kemikten yapılı bir kartonet bırakmışım gibi. İşte o kartonetin içinde yaşıyorum bir süredir. Temel ihtiyaçlarınızı gidermekte, gündelik akışı sürdürmekte bir sıkıntı olmuyor, iyi kötü idare ediyorsunuz. Alışkanlıklar size yol gösteriyor. Ama iş yazmaya gelince ı -ıh… Bir gıdım ilerlemiyor. Düşündüm taşındım ve bir çözüm ürettim kendime: Her zamanki ben olsam ne yazardım, nasıl yazardım, hangi açıdan bakardım, diye düşündüm. Özetle kendimi gölge yazar tuttum kendime. Gölge yazar nedir bilir misiniz? Hayalet yazar da deniliyor. Diyelim ki hayat hikayenizi kitap haline getirmek istiyorsunuz fakat vaktiniz yok ya da kaleminize yeterince güvenmiyorsunuz. O zaman profesyonel bir yazardan destek alıyorsunuz. Hikayenizi sizin yerinize yazacak olan kişi doğal olarak çok yakın bir ilişki kuruyor sizinle. Dünyanıza giriyor, yaşadıklarınızın ayrıntılarına vakıf oluyor; yetmiyor, duygu dünyanızı, hayatı nasıl algıladığınızı, umutlarınızı, hayallerinizi, inançlarınızı anlamaya çalışıyor. Sonra da başlıyor sizi siz gibi anlatmaya. Beni benden daha iyi kim bilebilirdi ki? Yapabilirim, dedim kendime. Her ne kadar eskisi gibi kabarmasa da içim, yazdıklarımla, yazacaklarımla kuvvetli bir bağ kuramasam da, neye benzediğini biliyorum. -Mış gibi yapabilirim, hem belki iyi de gelir hatırlamak. Belki tavsiyeler veririm kendime, dönüş yolunu hatırlarım, hatırlatırım… Eminim hayatınızda en az bir kez böyle hissetmişsinizdir. Bana sık sık olur. Enerjim çok kırılgandır. Bazen coşar taşarım ama bağlantıyı yitirmek ve günlerce kaybolmuş gibi yaşamak da hayatımın temel motifleri arasındadır. Hem de belirgin bir sebebi yokken. Derdi yokken neden kaygılanır ki insan? Yaşamın doğası gereği olmasın sakın. Her şey yolunda gitsin, ayağımıza taş değmesin isteriz, bunun için dualar ederiz. Fakat sorunsuz bir yaşamın bir insanın başına gelebilecek en iyi şey olmadığına dair pekçok yazı okumuştum. Bu meseleye getirilmiş en kısa ve net açıklamayı Rollo May yapıyor bana göre: “Sorunlar, kullanılmamış iç olanakların dışarıdan görünüşüdür.”  Yani dertten tasadan  tümüyle kurtulmaya çalışan insan aslında iyilik etmiyor kendine. Çünkü kendini yaşamın en yapıcı uyaranından mahrum bırakmayı diliyor. Neyse ki yaşamın bizi aşan bir aklı var. Dolayısıyla  bir derdin olmasa da yerinde saymaman ve ileri doğru bir adım atabilmen için bir tane üretiyor sana. Sanırım iç enerjimiz böyle dönüşüyor, ancak bu şekilde büyüyoruz. “Nasıl?” diye soruyor  gölge yazarım: “Seni kesti mi bu açıklama?” Dudağımı büküyorum, “Eh işte, kesse de kesmese de” gibisinden.  Bu sırada Montaigne çok sevdiğim sözünü fısıldıyor kulağıma: “Bugün hiçbir şey yapmadım, deriz. Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya…” Anı yaşamayı hayattan sürekli haz almakla karıştıran zamane insanının sıklıkla düştüğü o kuyuda olduğumu anlıyorum. Kendimi iyi ve üretken hissetmediğim zamanları yaşanmış saymıyorum. Ve böylece yaşamımın önemli bir bölümünü reddetmiş oluyorum.  Sanırım bir yere bağlanamayacak bu konu. “Bırak dağınık kalsın” diyor gölge yazarım: “Zaten doğası gereği böyle olmalı”. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s