Değersizlik

Dün çok tuhaf bir şey oldu. Çok ama çook uzun bir aradan sonra ilk kez çocuk gibi ağladım. Evet, tıpkı oyuncağı elinden alınmış ve kendini mahrum, muhtaç, çaresiz hisseden bir çocuk gibi ağladım. “Neden?” dedim, “Niye yaptın bunu bana?” Ağlarken yine bir çocuk gibi otorite figürüme söyleniyorum bir yandan. Uzun zamandır emek verdiğim bir konuda olumsuz bir yanıt aldım. Mesele bu. Beni yakından tanıyanlarınız ne olduğunu tahmin edebilir. Ama bunun hikayemin ana fikriyle hiçbir ilgisi yok aslında. Bilakis karanlıkta kalmasında yarar var çünkü oraya hepiniz kendinizinkini koyabilirsiniz. Ben anlatmaya ihtiyacım olduğu için yazıyorum ama sanırım bu  hikâyede hepinize tanıdık gelen şeyler olacak.  

“Ben şimdi nasıl devam edeceğim?” dedim. Birden hayatımın geri kalanı tatsız tuzsuz, boş ve anlamsız göründü gözüme. Sonra tuhaf bir şey oldu. Aslında başlangıçta “tuhaf” dediğim, olayın bu kısmıydı. Ağlamam birden bire kesildi. Şak diye… Sanki bir kişilik bölünmesine uğradım o an. Kendimi izleyen ben oldum bir anda. Ve bu kez döktüğüm göz yaşları anlamını yitirdi. Oturduğum yerden kalktım ve güne devam ettim. Bu kez, epeydir -aslında yıllardır- düşüncelerimi dolduran amacım yoktu, onun yerinde kocaman bir boşluk vardı. Bütün gün o boşlukla birlikte ve o boşluğun içinde gezinip durdum. Akşam vakti güneşin son saatlerinde bir bankta tek başıma otururken birden o boşluğu başka bir şeyin doldurmaya başladığını fark ettim. Neyin mi? Müthiş bir rahatlama ve özgürlük hissinin. Hedef sandığım, ilerlemek için amaç saydığım şeyin içimde taşıdığım bir yük olduğunu fark ettim. Belki meselenin özüne odaklanmış olsaydım böyle yük etmeyecektim kendime, gerçek bir hedefim olacaktı o zaman. Ama ben başından itibaren kendime odaklanmıştım. Onu görmemiştim bile. Çünkü o şey, birisi yapacaktı beni; bana yakışacaktı, önemli kılacaktı. Çünkü ben önemsiz buluyordum beni. Değersiz. Bunu ilk kez farketmiyordum. Kendimi kurcalamaya bayıldığım için daha önce de defalarca görmüştüm kendimdeki değersizlik duygusunu. Kimi zaman çocukluk anılarımda bulmuştum onu, kimi zaman toplumsal kimliğimde ya da cinsiyetimle birlikte edindiğim kodlarda. Ben kendimi değersiz hissediyorum ve bunu dışarıdan bir şeylerle doldurmaya çalışıyorum. Şununla ya da bununla. Herkesin yazgısına göre değişir bu. Ama bir şey aynı kalır. Başarılı ve önemli görünme çabası. Bir şey olma, biri olma çabası.  Çünkü öyle olursa çevremdekiler onaylayacaklar beni, ben de kendimi…  Bu yüzden “Bana yakışacaktı” dedim, beni önemli gösterecekti. 

“İyi de fark etmişsin işte, ne demeye bunca sayıklama?” diyebilirsiniz.  Farkındalık güzel şey ama tek başına yeterli gelmiyor. Bilemiyorum, bende yeterli gelmedi. Bunu sadece benim görmem değersizlik duygusunun beni terk etmesine yetmedi. Ve dün bir kez daha balyoz gibi kafama indi. 

Çünkü benim gördüğüm yalnızca bana kalırsa değersizliğin başka bir boyutuna evriliyor. Yılların alışkanlığı var. Alışkanlıklardan kurtulmak kolay mı? 

Ben göreyim ama başka kimse görmesin, kendi içimde halledip kapatayım, diyorum. Hepimiz başka pek çok meselede yapmıyor muyuz bunu? Kol kırılır yen içinde kalır. Kimseler bilmediği sürece sorun yoktur. Zayıflıklarımı kimse görmeden kendi içimde hallediveririm sanıyorsun.  Kimsenin ruhu bile duymadan, değersizlikten, özgüvenli ve değerli hissetmeye terfi edebileceğin yanılgısına kapılıyorsun. Ve başlıyorsun yine aynı plağı dinlemeye. Bu yüzden dostlar, bence duygu yüklerinden kurtulmanın tek bir yolu var. Soyunmak… Farkındalık sayesinde artık çok daha iyi hissettiğim ve daha hızlı yol aldığım doğrudur. Ama dönüşüm, üzerindekileri tümüyle atmadan gerçekleşmiyor. Son bir giysi kalıyor üzerinde. İncecik de olsa içindekini gizleyen tülden bir elbise. O da çıkıp ben çırılçıplak kaldığımda tamamlanacaktı hikayem. Ben buyum demeye cesaret ettiğim zaman. Bu kadarım. 

Ben yazıyorum, kendimi en iyi bu şekilde ifade ediyorum. Siz konuşabilirsiniz. Bir terapiste ya da tanımadığınız kalabalıklara konuşmak daha kolaydır. Ama zor olanı yakından tanıdıklarınıza açılmaktır. Yakın sandıklarımız aslında ne kadar da uzak ve kapalı bize. Ben öyleyim sizlere.. 

Bunları satırlara dökerken bile rahatladım. Ama biliyorum ki asıl rahatlamayı yayınlayınca yaşayacağım. Belki biraz canımı yakacak, bir süre kafama takacağım ama bunu yapmam gerektiğini artık biliyorum. Nihayetinde bir iltihabı patlatmak gibi rahatlama sağlayacak.. Çünkü artık saklayacak bir şeyim kalmamış olacak, saklayacak bir şeyim kalmayınca da birisi olmaya dönük çabaya da gerek kalmayacak. Dışarıda hiç kimse, içeride bir tek ben kalacağım. Size de tavsiye ederim -meli -malı larınızı, sizi aşındırıp yıpratmadan önce söküp atın bünyeden. İnsan ancak o zaman bir ve bütün olabiliyor. Kendi içimizde bir ve bütün olmayı başarırsak o zaman toplum olmayı, aile olmayı da başaracağız. Son bir kaç gündür yaşadığımız çalkantılar da bundan değil mi? Bir ve bütün olmayı başaramamaktan… 

Not : Görsel, Points of You, The Coaching Game kartlarından alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s