Hikâyeni açığa çıkarmaya hazır mısın?

Bir kitap okudum. Hayatım değişti… Hayır,  Yeni Hayat’tan alıntı yapmıyorum, gerçekten ve  gerçekte böyle oldu. Elbette her şey bir anda değişmedi.  Adım adım, gün be gün sindi içime. Belki de bir anda sindi ama gün be gün açıldı. Ben hazır oldukça kendini açığa çıkardı, diyelim. Bugün kapağını kaldırıp, ilk sayfayasına attığım tarihe baktım. Biz kitapla tanışalı sekiz yıl geçmiş. 

Bu süre içinde bilgisi içimde katmer katmer genişledi; kapladığı alan büyüdü. Fakat böyle, bir çırpıda anlattığım kadar da kolay ve yumuşak olmadı. Uhrevi ve genişleten sözlerle ruhumu okşayarak tavlamıştı beni. Fakat bünyeme katılıp açıldıkça, değiştirip dönüştürmek için zorlamaya başladı. “Madem okudukların sana dokundu, o zaman sende bir karşılığı var demektir. Öyleyse ne bekliyorsun? Hayatındaki izlerini ara, açığa çıkanların farkına var. Sorumluluğunu al, gereğini yap ve ilerle…. ” dedi bana… Bilginin sorumluluğu olduğuna inanırım. Anlamak için okumak, duymak yeterli gelmez. Deneyimlemek ve gereğini yerine getirmek gerekir. Kitabın ana meselesi de buydu zaten. Yaşam deneyimini aramak. Çoğu zaman tek düze ve küçük bulduğumuz hayatlarımızın aslında anlam yüklü olduğunu açığa çıkarmak.  

Geçen sekiz yıl içinde başka kitaplar ve bilgileri de eklendi ona. Bugün geldiğim yerde okuduklarımın ve deneyimlerimin dönüp dolaşıp hep aynı noktada buluştuğunu görüyorum. Hazreti Ali “İlim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı”  demiş. Ben bu sözün sağlaması gibiyim. Hala meraklı, hala cahil ve arayıştayım. Fakat şunu da itiraf etmeliyim ki, arayıştan ve; keskin hatları olmayan ara bölgelerde gezinmekten büyük keyif alıyorum. 

Gelelim kitaba… Adı “Mitolojinin Gücü”… Mitoloji alanında dünyanın önde gelen araştırmacı ve yazarlarından Joseph Campbell’ın, televizyoncu Bill Moyers ile yaptığı nehir söyleşinin kitaplaştırılmış halidir. Aslında ben ilk olarak Joseph Campbell’ın “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu” adlı meşhur kitabına el atmıştım. Fakat ne yalan söyleyeyim bu kitap o günlerde bana ağır geldi.  Çok zorladım kendimi, altını çize çize okudum. Bir şeyler anladım ama idrak edemedim. İçindeki bilgiyi bütüncül halde göremedim. Sonra “Mitolojinin Gücü” çıktı karşıma ve kilitleri açtı. Bu en nihayetinde belgesel için yapılmış bir söyleşinin dökümüydü ve şiirsel anlatımıyla kavraması çok daha kolaydı. İlerleyen yıllarda asıl kitap yani Kahramanın Sonsuz Yolculuğu da baş ucu kaynaklarımdan biri oldu.  

Kitapla ilişkimi uzun uzun anlattım çünkü podcast serisi boyunca benim kendi hayatımda Kahramanın Yolculuğu döngüsünde geçirdiğim aşamaların üzerinden geçeceğiz. Yıllar içinde başka kaynakların ve bilgilerin de eklenmesiyle zenginleşip kendi özgün formunu bulan bu yol haritasını, seninle de paylaşmak istiyorum. 

Hikayelerin büyülü dünyasına hoşgeldin…  

Kendi hikayeni açığa çıkarmaya hazır mısın?  

Her gün sayısız hikaye dinlediğini,  okuduğunu ya da izlediğini biliyorum. Bunların her birinin farklı kahramanları var. Ve sen dışarıdaki bu kahramanları ve onların başlarına gelenleri ilgiyle seyrediyorsun. Zaten hayatının büyük bölümünde bunu yapıyorsun. Sana verilen ömrün büyük bölümünde dışarıyı ve dışarıda olan biteni izliyorsun. Başkalarının hedeflerini, ihtiyaçlarını, yollarını, aşklarını, dramlarını, aksiyonlarını, trajedilerini ilgi çekici, hatta kışkırtıcı buluyorsun.

Peki ya senin hayatın? “Benim hayatımda ilginç bir şey yok, günlerim neredeyse birbirinin aynı… Sıradan, durağan, genelde renksiz bir hayat sürüyorum” diyebilirsin. Hayatının takılmış bir plağa benzediğini de söyleyebilirsin… Ve tüm bunlarda, ve elbette üretebileceğin diğer varsayımlarda haklı da olabilirsin. Ama bir  karara varmadan önce bakış açını değiştirip, meseleye bir de şöyle bakmaya ne dersin?  

Okuduğun ya da izlediğin o ilham verici hikayelerin gerisinde bir yazar var. O yazar karakterini adeta kazıyor. Onun derinliklerine iniyor, onu anlamak için vakit harcıyor. Hareketlerinin, tepkilerinin, davranış kalıplarının ve ezberlerinin gerisinde ne olduğunu çözmeye çalışıyor. Çocukluğunu, çevresindekileri, onlarla ilişkilerini ve deneyimlerinin onu nasıl biçimlendirdiğini inceliyor. 

İnanın, kurgu karakterler bile bir boyutta varolurlar. Yazarlar karakterleri uydurmaz, Ursula Le Guin’in dediği gibi onları bulurlar, açığa çıkarırlar. Tabii.. burada prototipleri kopyalan yazarlardan söz etmiyorum. Özgün kahramanlarını bulmak ve anlamak için onların dünyasına giren; orada vakit geçiren yazarlardan söz ediyorum. Ve çalışmamızda da onları örnek alacağız. 

Şimdi sana soracağım ilk soru şu: 

Sen kendi hayatının kahramanını yani seni bu titizlikle izledin mi hiç? 

Eğer bunu yapmadıysan, ne sıradan bir karakter olduğuna, ne de sıradan bir yaşam sürdüğüne hükmedebilirsin. Çünkü seni var eden zenginliğin henüz farkında bile değilsin, yapı taşlarını tanımıyorsun. Bünyende ne çeşit gizemler ve yetenekler barındırdığını, hatta neleri başardığını bile tam anlamıyla bilmiyorsun. Dolayısıyla baş karakterinin potansiyeli hakkında isabetli öngörülerde bulunamayabilirsin. Dahası böyle giderse, o potansiyel içinde eriyip yitebilir.. 

Devam edelim ve karakterini kazıyan yazara geri dönelim. 

Kahramanını açığa çıkarmak için yeterince vakit harcayan yazar bir noktada, onun temel meselesini keşfeder. Neye ihtiyacı olduğunu anlar. Onun hangi ortamın içinde büyüyeceğini görür ve onu bir yolculuğa gönderir. Onu amacının peşine düşmeye zorlar. Onu bir rehberler buluşturur ya da bir düşmanla, ya da bir müttefikle… İlerleme arzusunu alevlendirecek bir sebep verir eline. Seçim yapmaya zorlar. En ürkek kahramanları bile yola düşürecek bir neden bulunabilir. Altlarındaki zemini çeker alırsınız olur biter. Ve macera başlar, yani değişim başlar.

Elbette yazarın üzerinde zaman baskısı vardır. Bir takım olayların belli bir süre ya da sayfa sayısı içinde olup bitmesi gerekir. Bu yüzden hikayelerde her şey büyük ve çarpıcıdır. 

Oysa hayatın acelesi yoktur. Kahramanıyla bir ömür boyu hemhâl olacağını bilir.  Fakat bizi yola koymak için başından itibaren hamlelerini de yapar. Genellikle önce pıt pıt gelir. Ardından pat pat… Duymayı, görmeyi reddetmemiz, değişime direnmeniz halinde güm güm çalar kapımızı ve nihayetine altımızdaki zemini çekip alıverir. Bu yüzden zorlayan deneyimler genellikle yaşamın ortalarında ve sonrasında bulur insanı. Amaç bize zarar vermek, canımızı yakmak değildir. Amaç bizim de bir boyutta dahil olduğumuzu düşündüğüm hayat planını gerçekleştirmektir. Tıpkı kahramanını zorlayan yazar gibi, hayat da yazgımızı bulup, kendimizi gerçekleştirmemiz için bizi zorlar. 

Fakat biz zorlukları ve dertleri sevmediğimiz için onları dinlemeye yanaşmayız. “Zorlukları dinlemek de neymiş?” diye soranlar, hatta burun kıvıranlar olabilir.  Onlar için açıklayayım. Zorluklar genellikle içimizdeki değişim arzusunun bizim tarafımızdan görülmek için yaptığı büyük hamlelerdir. Hikayecinin bakış açısıyla incelerseniz, zorluklar çok kıymetlidir. Sizde değişmesi gerekeni, değişmek isteyeni, yani hikayenizin kırılma noktasını gösterirler. Fakat dikkat edin “sizde” dedim. Burası çok önemli. Bu sizin hikayeniz ve izledikleriniz tümüyle sizinle ilgili. Diğerlerinin söyledikleri, yaptıkları ve sebep oldukları da… Onlar yalnızca görmeniz gerekene, yani size ayna tutuyorlar.  

Hayat her zaman zor tecrübelerle sınamaz bizi. Bazen tablo o kadar da karanlık değildir ama yaşamımıza bir durgunluk hakimdir. Su akmadığı için bulanıktır.  O bulanıklığın içinde olabildiği kadar, görebildiğin kadar yaşayıp gidersin. Olayları akışına bıraktığını varsayarsın… Kendini rahatlamak için elbette. Çünkü hayatı akışına bırakmak bulanık hissettirmez insana. Bir akışa kapılıp gittiğini düşünüyorsan, bu kendi hayatına sahip çıkmadığın ya da sorumluluğu reddettiğin için olabilir. Hayat senin seçimlerine eyvallah der, kararlarını uygular ve eylemlerine karşılık verir. Hiçbir şey yapmamak da bir eylemdir bu arada ve benzer frekanstan bir karşılığı olur.. 

Seyrettiğin kahramanları ilgi çekici yapan harekete geçmiş olmalarıdır..  Hayatlarında değişime, ilerlemeye, sınanmaya ve çatışmaya yer açmaları ya da buna mecbur bırakılmalarıdır. 

Bazen de bir yerde takılıp kalırız. Bir adım daha ilerleyemeyeceğimize iman edecek hale geliriz. Tam da bu noktada gereken kazı çalışmasını yapacak olursak, orası bizim için bir sıçrama tahtasına dönüşebilir. Fakat çaresizlik bünyeyi ele geçirip takıldığı noktayı mesken edinirse, için için çürümek de kaçınılmaz olur.   

Hayata Uyanış serisi boyunca, hikayecilik araçlarını kullanarak seni ve senin hayatını mercek altına alacağız. 

Bana göre hikayecilik, sıradan yaşamların içindeki ışığı bulup açığa çıkarabilmektir. Gözümüzdeki sıradan perdesini kaldırabilmektir. Çünkü yaşamın ışığı rutine binmiş hayatlarımızın gerisinde her an parlamaktadır. Heyecan verici ve dönüştürücü olan da budur. Bunu aramak, bunu bulmak ve bunu yaşamaktır. 

Anlattıklarım sana abartılı geliyorsa, hikayelerin dünyasıyla biraz daha haşır neşir olmanı tavsiye ederim. İçindeki dünyaya yabancıysan, dışarının tatsız tuzsuz görünmesi normaldir. Çünkü özü göremezsin. Başlangıçta her şey çok karmaşık görünmekle birlikte özünde olabildiğince sadedir. Ve sade olan evrensel yasalarla hayatın merkezine sabitlenmiştir. Maharet bunu görebilecek gözü açmaktır. Etrafı yargılamak yerine dönüp içerindeki karşılığına bakmaktır. İşte bu alışkanlık hiç verilmedi bize. Hiçbir okulda öğretilmedi bunlar. Öğrendiklerimizin çoğunluğu insanı gütmek üzerine kurgulanmıştır, onu anlamak ve keşfetmek üzerine değil. 

Campbell’ın kitabını baş tacı yapmam bu yüzden. Kitabı değerli kılan açığa çıkardığı bilgidir. 

O, kahramanların yolunu izleyerek, tüm zamanların hikayelerini birbirine bağlayan ağı aydınlattı:

Kahraman kendini tanımaya ve gelişmeye tutkulu olan insan ruhunun ta kendisiydi. Ve her hikayede başka bir kılığa bürünüyordu. 

İşte bu yüzden benim hikayemin bittiği yerde seninki başlıyor, seninkinin bittiği yerde bir başkasınınki… Bir noktada tüm hikayeler tek ve ortak bir hikayeye bağlanıyor ki bunu duyabilmek için kocaman bir kalp gerekiyor. 

Campbell’ın kitabında belirttiği gibi, aslında labirent iyice bilinmektedir. Çünkü her çağdan kahramanlar bizden önce o yolda yürümüştür. Bize kalan yalnızca kahramanın yolunu izlemektir. 

Bu seride bunu yapacağız. Bol bol soru soracağız kendimize. Ve varım dersen, bol bol da yazacağız. Yolculuğun haritasını arzuzengin.com adresli bloğumda bulabilirsin.

Ben kendi yolculuğum sırasında, bu döngüyü takip ederek kendim ve hayatım hakkında pek çok keşif yaptım. Çoğumuzun birbirine benzeyen patikalarda yürüdüğümüzü ve çok benzer deneyimlerden geçtiğimizi biliyorum. Senin de ne aradığını aşağı yukarı tahmin edebiliyorum. Dedim ya her şey çok karmaşık görünmekle birlikte, merkezinde bir o kadar sade.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s