Kalbindeki Pusula: Rehber

Hepimizin yakından tanıdığı ama yazarların ve özellikle de senaristlerin pek sevdiği Rehber arketipini inceliyoruz…  Rehber kahramanı ve dolayısıyla hikayeyi harekete geçirmekte çok etkilidir. Her hikayede ortalıkta dolaşan bir bilge büyücü yoktur ama neredeyse her hikaye bu arketipin enerjisine başvurur… 

Bizim kişisel hikayelerimiz de aynı enerjiyle doludur.

Kendi hikayemin peşine düşdüğüm günlerde ilk rehberim bir çocuk doktoruydu. Hayatımın iş ve evdeki yoğunluk yüzünden tıka basa dolu olduğu gergin günlerimde, hiç durmadan öksüren kızımı yine dar bir zamanda doktora götürmem gerekiyordu. Kısacık yolda başımıza gelmeyen kalmadı. Çocuğun yüzü öksürmekten kızıla çalmıştı. Bekleme salonunda da epeyce bunaldıktan sonra içeriye davet edildik. Ben düğmeye basılmış gibi şikayetlerini sıralamaya başladım. Çocuk bir kenara sinmiş öksürmeye devam ediyordu. Kadın beni sakin bir şekilde dinledikten sonra yanıma yaklaşıp ellerimi tuttu… “Peki sen nasılsın?” diye sordu bana. Kala kaldım. Sonra gözlerim doldu. Çocuklar için yapılmış küçük sandalyelere karşılıklı oturup konuşmaya başladık. Aradan geçen on, onbeş dakika bana bir aylık terapi gibi geldi. Nice sonra dönüp kızıma baktığımda sakince oynadığını gördüm.. Ve bu süre içinde hiç öksürmemişti. Yaşamın işaretlerine kulak kesilmeye işte o gün başladım. O gün öğrendim bazen bir doktorun, bazen ise bir çocuğun, hatta sokakta başıma gelen olayların bile rehberim olabileceğini.  Benim içime attığım yardım çığlıklarım, kızımın öksürükleriyle dışa vurmuştu kendini. 

Rehber arketipi evrendeki bilgelik kaynağıdır. Eğer saf bir kalple ve ihtiyaçla onu çağırırsanız, farkedeceğiniz bir şekilde belirecektir. Bazen karşınızdaki kişinin ettiği bir cümlede bulursunuz onu, bazen kitapçı raflarını tararken, bazen televizyondaki konuşmacının tam da o sırada değindiği bir noktada; başınıza gelen bir olayda, evcil hayvanınızın bir bakışında mesajınız beliriverir. Yeter ki bu kanalı açmaya gönüllü olun ve bunu saf bir niyetle isteyin. Burası çok önemli çünkü çekim yasasını çoğu zaman yanlış anlıyoruz. Evrenin bilgelik kaynağından faydalanmak istiyorsanız, niyet eden haliniz onunkine benzemeli. Size iyi gelip gelmeyeceğini bilmediğiniz halde yatlar, katlar, piyangodan ikramiyeler dilemek ya da ideal eşi sipariş etmek bilgelikle aynı frekansta değildir. Dolayısıyla bilinçsizce yaptığımız siparişler, çoğunlukla o bilinçsizliği kırmamız için işimize yarayacak olan zorlukları getirir hayatımıza. Bilgelik ise, herhangi bir koşul koymadan sadece kendi çaresini dileyeni, nerede olursa olsun bulur. 

Yıllar içinde en çok kitaplar, özellikle de hikayeler rehberimlerim oldu. Bir hikaye yazmaya çalışırken, hikayelerin dünyasını keşfettim. Karakterlerimi incelediğimi sanırken kendimi didiklediğimi fark ettim. Yazar olmaya uğraşırken hikayelerdeki bilgelikle tanıştım. 

Hikayelerdeki parlatılmış rehberler Tanrı’nın yeryüzündeki sesi gibi konuşurlar ve hareket ederler. Rehber kavramı, Homeros’un Odysseia destanındaki Mentor karakterinden gelmektedir. Mentor Odysseus’un sadık dostu; oğlu Telemakhos’un koruyucusu ve öğretmenidir. Hikayenin bir yerinde Tanrıça Athena’nın Mentor’un kılığına girip Sıradan Dünya’da sıkışan kahramanlara yolculuk için el verdiğini görürüz. Athena burada bilgelik tanrıçası olarak rol oynar. 

Arketipsel olarak Rehber bizim Tanrıyla bağlantılı olan yanımızdır. Yüksek benliğimiz, bilge ve soylu olan tarafımızdır. İçsel bir yolculuğa çıkanlar işin başında genellikle böyle bir öğretmen, bir guru bulma arayışındadır. Bu, yolculuğa ivme katan bir buluşma olabilir elbette ama kendi sesinizi bulmanızı ve içsel rehberliğinize güvenerek yol almanızı da geciktirebilir. Çünkü söz uçar, deneyim ise içinize işler.

Hollywood’daki film şirketlerine öykü danışmanlığı yapan Christopher Vogler bir hikayede rehberin yokluğunun kahraman için özel ve ilginç koşullar yarattığını söyler. Yeri gelmişken Vogler’ın “Yazarın Yolculuğu” kitabından bu bölümde pekçok alıntı yaptığımı topluca belirtmiş olayım. Daha fazlasını öğrenmek isteyenler için Okuyanus yayınlarından çıkan bu kitabı tavsiye ederim. 

Hayat boyu en iyi rehberiniz kendi içinize açılan gözdür. Ben iç görü kavramıyla otuzbeş yaşımdan sonra tanıştım. İçgörü kendi duygularını, kendi kendini anlayabilme yeteneğidir. Bizim kültürümüzde kıymet görüp desteklenen bir beceri değildir. Bunun yerine ters giden şeylerin sebebini ağırlıklı olarak dışarıda ararız. Anlaşılmadığımızı, desteklenmediğimizi, sevilmediğimizi, engellendiğimizi düşünürüz. Düşünmekle kalmaz buna inanır, sıkı sıkıya bağlanırız. Bunları bir önceki bölümde Kurban arketipi altında uzun uzun incelemiştik. Rehber arketipi ise bu bakış açısını terk edip, hayatımızın sorumlusu ve var edeni olduğumuzu kabul ettiğimiz noktada belirir. 

Bence kıymetli ve kalıcı olan kendi deneyimlerinizde öğrenmek ve bu sayede değişip dönüşmektir. Bu noktada size Kiron’un hikayesinden bahsetmek isterim. Kiron atla insan karışımı mitolojik bir kahramandır. Antik Yunan’daki kahramanlar ordusunun eğitmeni ve adeta babası gibidir. Kiron şiddet eğilimli öğrencisi Herkül tarafından büyülü bir okla topuğundan yaralanır. Ölümsüz olduğu için yaşamı boyunca bu yarayı taşıyacak ve sakat kalacaktır. Kiron kendi yarasını iyileştirmek için sürekli ilaçlar yapar, tedavi yöntemleri geliştirir. Bunun sonucunda tıp alanına büyük hizmetleri olur. Tüm savaşçıların savaş yaralarını iyileştirecek formülleri bulur. Ancak kendisini bir türlü iyileştiremez. Astrolojide Kiron, Yaralı Şifacı olarak bilinir. Ve her birimizin doğum haritasında bir noktaya tekabül eder. Yani her birimizin kendi eksiklerimizi gidermeye, yaralarımızı iyileştirmeye çalışırken odaklandığı ve geliştiği bir alan vardır. Çevremize fayda sağladığımız ve yaşama değer kattığımız beceriler de, genellikle bu alanda dışa vurur kendini. Bazı arkadaşlarım benim yanımda kendilerini çok huzurlu hissettiklerini söylerler. Oysa genelde huzursuz bir zihnim vardır. Ve hayatımın büyük bölümü onu sakinleştirip, her şeyin mümkün olduğuna ikna etmekle geçti. Bu konuda bir arpa boyu yol almış olabilirim. Ama bu kadar odaklanmaya, şimdiye dek çok daha iyi bir yerde olmalıydım diye düşünmeden de edemiyorum. Fakat benim yaralı alanım üzerinde durmadan çalışıp didinmem, çevremdeki insanların bazılarına şifa olabiliyor. Terzinin kendi söküğünü dikememesi gibi bir şey bu. Eminim sizler de kendi hayatınızda sizi zorlayan bir alanlarda iyileşmeye çalışırken, diğerlerine rehberlik ediyorsunuz… Büyük bir kanaat önderi olmanız gerekmiyor. Çocuklarınıza, arkadaşlarınıza, ailenize iyi gelen yanlarınız mutlaka vardır. 

Hayata kattığınız biricik değer genellikle bu yaralı alanlardan ortaya çıkar. Bilmem buna hiç dikkat ettiniz mi? Etmediyseniz kendinizi bu açıdan değerlendirmenizi öneririm.

Hayatın başında her birimiz ham birer meyveyiz. Parlak, diri ve göz alıcı olabiliriz. Ancak ham meyveyi ısıran birinin damağında kalan tad gibi acı ve ekşiyiz. Meyveye tadını veren gün ışıgında pişerken geçirdiği günlerdir. O yüzden vakitsizce koparılıp yapay yöntemlerle olgunlaştırılan günümüz meyveleri gibi hayatta yavan bir tad bırakmak yerine; dalında olgunlaşmayı tercih etmek ve yaşamın bilgeliğine güvenip teslim olmak en iyisi gibi geliyor bana… 

Kahramanın Yolculuğu haritası üzerinden kendi hikayelerimizin izini sürdüğümüz seride artık yolculuk zamanı. Ve bu yolculuk sırasında kendi içsel rehberliğimize ihtiyacımız olacak. Onun sesini duyduğumuz ve yönergelerine uyduğumuz ölçüde evrenin sesini de duyacağız. Ben seriye Rehber arketipini bu amaçla dahil ettim. Yani dışarıdan yardım beklemek yerine kalbimizde açılmayı bekleyen bilgelik kapısını çalalım diye. Elbette öğretmenleriniz, faydalandığınız kaynaklar ve akıl verenleriniz de olacak. Ama günün sonunda kendimizle baş başayız. Denenmiş olanı terk edip yeniye yelken açarken yanımızda götürebileceğimiz tek pusula kalbimizdir. Kalbin sesi sakindir. Suçlamaz, manipüle etmez, telaşa kapılmaz. Bir de kalp asla diğerleriyle rekabetten ve çaresizlikten bahsetmez. Onun nezdinde her şey mümkündür. Ama mümkün olanı var edecek olan, bizim inancımız ve irademizdir. 

Rehber arketipinde diğerlerinden biraz farklı bir çalışma öneriyorum sana.. Geçtiğimiz aylarda deneyimlediğim ve çarpıcı sonuçları olan bir uygulama bu. Rahatsız edilmeyeceğinden emin olduğun ve mutlaka gün ışığı alan bir yerde bir el aynasıyla çalışacaksın. Başlamadan önce bir süre sessizce oturup derin nefesler al. Sonra aynayı yüzüne tut. Ve şu soruyu sor: 

Aynaya baktığımda ne görüyorum? 

Yanıtlarını yüksek sesle ver ve bunu bir cihaz aracılığı ile kaydet… Bu çalışmaya yanıtların ilk etapta gördüğün ayrıntıları aşıp derinleşmeye başlayana kadar devam et. Kalbinin sıkıştığını hissedersen derin nefesler al. Kendine karşı şefkatli ol. Bir noktada içindeki ses kalbinle aranızdaki engeli sana gösterecek. Sonuna kadar gidemezsen rahatsız olduğun yerde bırak ve bir süre sonra tekrar dene. 

Eğer kendini hazır hissedersen bu çalışmadan hemen sonra ses kaydını dinle ve üzerine sıcağı sıcağına bir yazı çalışması yap. Serbest çağrışımla bu deneyimden edindiklerini yaz.

Başta da söylediğim gibi bu sarsıcı bir deneyim olabiliyor ama aradaki taşı kırmadan kalbin kapısını açamıyor insan.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s