Bakış açın hayatını değiştirir: Gezgin

İçindeki Kahramana Kulak Ver Podcast serisinde hazırlık evresi tamamlandı. Artık yolculuk zamanı. Sıradan dünyamızdan özel dünyaya adım attığımız eşiği geçer geçmez Gezgin arketipinin etkisi altına gireriz. Gezgin arayan tarafımızdır: Yaşamın açacağı yeni kapıları, karşımıza çıkabilecek imkanları, denenmemiş olasılıkları ve keşfedilmeyi bekleyenleri arayan tarafımızdır… En nihayetinde aradığımız ve keşfetmeye çalıştığımız tek bir şey vardır: Kendimiz. Gezgin, gerçekte ne istediğimizi, hayattaki yerimizi aramaya başladığımız ve farkındalıkla tanıştığımız duraktır…  

Gezgin arketipinin etkisine girdiğim ilk yıllarda tuttuğum günlüklerimi açıp şöyle bir gözden geçirdim. Kendimi keşfetmeye 5 yaş civarındaki anılarımla başlamışım. İlk yıllarımız hayatın işleyişini öğrenip yaşama ve kendimize dair kararlara vardığımız bir zaman dilimidir. 

Hayatımızdaki diğer şeyler de bu ilk halkanın etrafına tutunarak bir ağ oluşturur. Ağdaki  tüm iplikçikler merkezdeki halkaya benzer. Bu sebeple çocuklukta yaşadıklarını gözden geçirmek, seni sen yapan malzemeyi tanımanı ve anlamanı sağlıyor. Çocukluk yılların katı bir disiplin altında geçtiyse diğerlerinin onayı kararlarını kontrol edebiliyor. Fazla korunup gözlenen bir çocuk, yaşamının sorumluluğunu üstlenmekte zorlanan bağımlı bir yetişkine dönüşebiliyor. Yeterince ilgi görmediğine karar veren bir çocuk, kendini diğerleri tarafından fark edilmek üzere programlayıp, hayatını diğerlerine göre şekillendirebiliyor. Çocukluk yılları zor geçenler, hayata karşı katılaşarak, yaşamı kabul etmekte ve esnemekte güçlük çeken yetişkinler haline gelebiliyorlar.  

Ben kendi çocukluk ezberlerimi gözden geçirdikten sonra iki şeyi keşfetmişim: 

O güne kadar yaşadığım hiçbir şeyin rastgele başıma gelmediğini yani her şeyin benim öz programım sonucunda hayatıma çekilmiş deneyimler olduğunu… 

İkinci keşfimi de “değişim anda gizli” diye not düşmüşüm günlüğüme. Bugün dönüp baktığımda ikisinin de isabetli tespitler olduğunu gördüm ama bir fazlayla. Hayatıma dair açıklamalarım genişleyip derinleşmiş ve keskin hatlarını yitirip anlayış kazanmış. 

İlkinden başlayalım:  Yani yaşadığım hiçbir şey rastgele başıma gelmez. Onları ben hayatıma çekerim. 

Çekim yasası tüm evrensel yasalar gibi kusursuz işler. Eğer istedim olmuyor sonucuna vardıysan gerçekte ne istediğinin, neyi talep ettiğinin farkında olmayabilirsin. Çünkü pek çoğumuz gibi sen de kendini yeterince tanımıyorsun. Çekim yasası dilinin söylediğinden ziyade senin yaydığın frekansa göre çalışır. Kelimelerin gücünü inkar etmiyorum. Ama oraya gelmeden önce senin başlı başına bir anten olduğunu fark etmen gerekiyor. Duyguların, kendinle ve hayatla ilgili düşüncelerin, kararların ve tabii eylemlerin yaydığın frekansı belirliyor. İşte bu frekansın evrendeki karşılıklarıyla buluşuyorsun. Ayrıca çekim yasası diğer evrensel yasalarla kusursuz bir ahenk içerisinde iş görür. Mesela yaşamda her şey zıttıyla tamamlanır. Eğer yaşamın bir büyüme ve tamamlanma yolculuğu olduğunu hatırlarsan, hayatına giren her şeyin seni büyütmek ve tamamlanmanı sağlamak üzere gelen yardımlar olduğunu kabul etmeye başlarsın. Kabul en yüksek makamdır. Koşulsuz sevgi yasasını kalbimizde hissettiğimiz şükür anlarını yaşatır bize.

Yaşam istemek ve istediğini almak arasında gidip gelen tek şeritli bir yol değil. Hayatımız istediklerimize ulaşmak için çıktığımız yolculuklarda tamamlandığımız, iç içe geçmiş çemberlerle dolu. Açık bıraktığımız pek çok çember var. Hayatta zorlandığımız alanlar da, henüz tamamına eremediğimiz konulardır. Hikayemizi yeni bir bakış açısıyla tekrar gözden geçirmek yolculuğu tamamlama ve o alandaki “Ben”i yeniden yapılandırma imkanını tanıyor bize. Benim için öyle oldu. Hala anlamaya ve kendimi keşfetmeye çalıştığım konular da var. Fakat bakış açımı değiştirmeyi öğrenmek, pek çok alanda tamamlanıp büyümeme yardımcı oldu. Şimdi gel, bunu bir deneyle daha iyi anlamaya çalışalım:

Ayağa kalk ve kollarını iki yana aç. Bu pozisyonda karşıya bakarken ne kadar bir alanı görebildiğini araştır. Tam karşında bulunan şeyleri net bir şekilde görebiliyorken, açı genişleyip kollarının gösterdiği yerlere yaklaştıkça görüşünün bulanıklaştığını, hatta ellerini hiç göremediğini farkedeceksin. Öte yandan arkanda, senin için tamamıyla karanlıkta kalan kocaman bir alan var. Yaşamın içinde de genellikle böyle davranıyoruz. Görebildiğimiz kadarı üzerinden kendimiz ve hayat hakkında bir karara varıp, sonra da ilerlemeyi umuyoruz. Oysa net olarak görebildiğimiz alan yaklaşık 37 derecelik bir açıya denk geliyor… Bu da demek oluyor ki, yaklaşık 323 derecelik bir potansiyeli heba ediyoruz. Öyleyse ne yapmalı? Yapılacak tek bir şey var. Hareket etmek. Gezgin arketipinin karşılığı tam da budur işte: Hareket etmek, farklı görüş açılarını araştırmak, henüz ayak basmadığımız alanları keşfetmek ve sonuçta değişim potansiyelini etkinleştirmek. 

Ama burada bir tuzak bekliyor bizi. Harekete geçerken kendi merkezimizde kalmamız gerektiğini unutabiliyoruz. Ve başkalarının alanlarına zıplayarak her seferinde kendimize yeni 323’ler açabiliyoruz. “Bana niye böyle yaptı?”,  “Neden böyle davranıyor?”, “Neden beni engelliyor?” gibi diğerleriyle ilgili sorularımıza da, ancak kendi 323’ümüzün içinde sağlıklı yanıtlar alabiliriz. Onlarla aramızdaki ilişkiyi kendi merkezimizde kalarak aydınlatabiliriz. 

Bir de “O nasıl başardı?” ya da “Şu nasıl başaramadı?” sorusunun cazibesine kapılarak başkalarının alanlarına zıplayabiliyoruz. Bunu yaparken gözden kaçırdığımız çok önemli bir şey var. İncelemeye çalıştığımız çemberde merkez dolu. Biz asla o kişinin gördüğü gibi göremeyiz onun hayatını ve de deneyimlerini. Ancak onun etrafında dolanarak bir fikir sahibi olmaya çalışırız. Elbette bu sırada kendi merkezimizi boş bıraktığımız için, aidiyet ve odaklanma sorunlarıyla yüzleşmek durumunda kalırız. 

Evrende her bir zerre kendi merkezinin etrafında hareket eder.

Gezegenleri düşünün, semazenleri, atomun çekirdeğini, coşkuyla dans eden insanları, Kabe’yi tavaf edenleri, mandala sembolizmini… Semboller evrenin dilidir. Ve bunların her biri kendi gerçeğimizi hatırlatır bize. Kendi gerçeğimize nasıl ulaşabileceğimizi. 

Merkezimize sahip çıkmak dengeyi, o merkez etrafında hareket etmek ise, öğrenip gelişmeyi vaadediyor bize. Bunları söylerken başka bir sembol geldi aklıma. Başını neredeyse tam tur çevirebilen bir baykuş. Baykuş geniş bakış açısı, karanlığı delebilen kocaman gözleri ve keskin işitme yetisi sebebiyle geçmişten günümüze bilgelik sembolü sayılmıştır. Bu yüzden ben hemen her atölye çalışmamda bu enerjiyi davet etmek niyetiyle, merkeze bir baykuş biblosu yerleştiririm. 

Gelelim ikinci keşfime. Hani yaklaşık on yıl kadar önce günlüğümün başına yazdığım keşiflerden ikincisine… “Değişim anda gizli…” demişim. Doğru demişim ama derinliğine vakıf olamamışım. Kendi merkezinde hareket edip bakış açını değiştirdiğin her an bir değişim fırsatı senin için. 

Her yeni otuzyedi, yeni potansiyellerle gelir. Ama hakkını vermen şartıyla. Keşfetmek, bilgilenmek, aydınlanmış hissetmek güzeldir fakat benim gibi bu işin müptelası olmak tuzaktır. Gezgin arketipinin gölge tarafına düşmektir. Gezgin arketipi pek çok açıdan hayatımı değiştirdi.  En iyi anlaştığım ve an itibarıyla en baskın arketipim olduğunu söyleyebilirim. Ama ne demiştik bir yerde takılıp kalmak yaşamın ritmine aykırıdır, bu bilge arketipi için bile geçerlidir. Çünkü her arketipin aydınlık yönleri olduğu gibi, karanlık yönleri vardır. Gezginin karanlık yönü avareliktir. 

Kendi üzerimden anlatayım yine: Keşfetmek büyülüdür. Yeni şeyler öğrenmek, onların yaşamındaki iz düşümlerini aydınlatmak ve böylece puzzle’ın parçalarını toplamak için bir oyunun peşine düşmek müthiş keyif verir insana. Benim sorunum da bir otuzyediyi adam akıllı sindirmeden, bir diğerine atlamak. Çokça keşfedip, sindirmeye yeterince zaman tanımamak. Sindirmekten kastım edindiğim bilgiyi hayatıma geçirmek, uygulamak, deneyimlemektir. O deneyim içinde kendimi görmek, başarabildiğim başaramadığım yerleri tespit etmektir.  Ve sonrasında belki yeniden ve yeniden denemektir. 

Hayattaki erdem öğrenmek değil, öğrendiğini yaşamaktır. Her deneyim bir risk olduğu için de, yaşamak cesaret işidir. Ben yaşam yolunda üstünü başını sakınmadan kirletenleri imrenerek izlerim. Tabii bunu da bir alışkanlık ve konfor alanına dönüştürmemek kaydıyla. Çünkü sürekli aydınlanmayı aramak da bir konfor alanıdır, sürekli başını derde sokmak da… Gördüğünüz gibi dostlar ben hayatı keskin hatları olan bir geometrik şekilden ziyade, birbirine evrilen sarmallara benzetiyorum. Kimin nerede bitip, kimin nerede başladığını keşfetmek imkansız gibi geliyor bana. Ve an itibarıyla bu şeklin cazibesine kapılmış bir halde, merkezimden azıcık sapmış gibiyim.  

Öyleyse Gezgin arketipi için vereceğim yazı çalışması önce bana gelsin. Zaten sürekli tekrarlayıp durduğum gibi, insan neyi çok söylüyor ya da neyi fazlasıyla yargılıyorsa, kendinden ötürüdür. 

Her bölümün sonunda serbest çağırışımla yazı çalışmaları yapıyoruz. Şimdi sana Gezgin arketipini çalışırken rehberlik edebilecek sorular vereceğim. Bunlardan birini ya da tümünü, birlikte ya da ayrı zamanlarda yanıtlayabilirsin. Tavsiyem sorular üzerinde düşünmemen, fikir yürütmemen, somut bir yanıt aramaman. Sadece yaz. Yazmak sihirlidir. Hep söylediğim gibi, yazdıkça yaşamın sana kendini açıklayacaktır. 

Gezgin için sorularımız şöyle:  

-Hayatın bana gösterdiklerini fark edecek kadar uyanık mıyım? 

-Mutlak bir gerçek var mı?

-Bakış açımı ne kadar genişletebiliyorum? (Bu soruyu mutlaka somut bir örnek üzerinden çalış. Şu an hayatında yaşadığın en önemli açmazı derinlemesine çalışabilirsin).

Son soru da ilk olarak bana gelsin: 

-Fark ettiklerimi yaşayacak kadar cesur muyum? 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s