Hikayeler aracılığıyla bağ kurmak

Hikayelerle çalışırken yaka kartlarımızı, profesyonel ünvanlarımızı, kurumsal kimliklerimizi, hatta yaşımızı başımızı bir kenara bırakırız. Masalar, akıllı ekranlar, yazışmalar yoktur aramızda. Yüzlerimizi ve bedenlerimizi birbirine döneriz. Başlangıçta herkes bir parça mesafelidir. Aramıza sınır koyan bir şey kalmadığı için elleriyle bedenlerini sarmalarlar. Fakat çok geçmeden o tedirgin ellerin yerini hikayelerin büyülü ve şefkatli kolları alır. Yavaş yavaş açılmaya, kendilerini açmaya ve kendileri gibi olmaya başlarlar. Bir adım sonra da hep birlikte bir maceraya atılırız. Yolculuk bilinmektedir. Bize kalan tüm zamanların kahramanlarının izinden gitmektir.

Mavinin hikâyesi

Homeros’u ve destanlarını bilirsiniz. Ege’lidir Homeros: Mavinin en saf ve parlak tonuna karşı yazmıştır destanlarını. Buna rağmen denizden “şarap renginde” diye bahseder. Çünkü antik Yunan ve bir çok kadim uygarlık tabiatta bulunmayan maviyi ayrı bir renk olarak tanımıyordu. Onlar için deniz, yeşil ile daha koyu tonlar arasında bir yerdeydi. Daha düne kadar bilim insanları kullandıkları dilde mavi bulunmayan kabileler ortaya çıkardı: Kabile üyeleri renk körü değillerdi, yine de birisi onlara gösterene kadar mavi rengin ayırdına varamamışlardı. Mavinin hikâyesi, kadınların iş hayatının eril yapısı içinde mücadele verirken yaşadığı geçici renk körlüğünü anımsatıyor. Adil bir dünyada yaşamadığımız bir gerçek ama içimizdeki kısıtlamalara ve potansiyele dönük farkındalığımızın sınırlı olduğu da bir başka gerçek. 2012 senesiydi, beynimin ne şekilde algıladığını ve nasıl kodlandığını öğrendim: hayatımın en büyük keşiflerinden biriydi.

Sunumu Siz Yapıyorsunuz, PowerPoint değil

Bir eğitimde katılımcılardan biri  sunum videosunu izlememi istedi. Konuşması hakkında ne düşündüğümü merak ediyordu. İlk kez o zaman farkettim bu slayt sorunsalını. Katılımcı ses tonu, duruşu, diksiyonuyla ilgili görüşümü  almak istiyordu elbette ama ben o loş kürsüde,  dev ekranın yanına sinmiş olan görüntüsüne takılıp kalmıştım. Takip eden günlerde google ekranına “sunum” yazıp çeşit çeşit video izledim. İstisnasız hep aynı manzarayla karşılaştım. Sunumların tek bir yıldızı vardı: PowerPoint. (Keynote beni affetsin 🙂 )

Plaza ağzıyla liderlik olmuyor

Güzide bir üniversitenin düzenlediği liderlik zirvesinde,  pek değerli konuşmacıyı dinlemeye çalışırken  sıkıntıyla  "neden?… neden?….  neden?" diye soruyorum kendime.  Oysa sabahın köründe yollara düşüp hevesle gelmişim… Not defterim dizlerimin üzerinde…  Telefonumu kıstım, kulaklarımı dört açtım, peki ama o neden anlatmıyor?  Türkiye’nin önde gelen holdinglerinden birinin üst düzey yöneticisi; parlak bir özgeçmişi var, üstelik iletişimden sorumlu, en acı kısmı da bu galiba.. Anlatmıyor çünkü anla-ta-mıyor: