Sunumu Siz Yapıyorsunuz, PowerPoint değil

Bir eğitimde katılımcılardan biri  sunum videosunu izlememi istedi. Konuşması hakkında ne düşündüğümü merak ediyordu. İlk kez o zaman farkettim bu slayt sorunsalını. Katılımcı ses tonu, duruşu, diksiyonuyla ilgili görüşümü  almak istiyordu elbette ama ben o loş kürsüde,  dev ekranın yanına sinmiş olan görüntüsüne takılıp kalmıştım. Takip eden günlerde google ekranına “sunum” yazıp çeşit çeşit video izledim. İstisnasız hep aynı manzarayla karşılaştım. Sunumların tek bir yıldızı vardı: PowerPoint. (Keynote beni affetsin 🙂 )

Sorumluluğu üstlenmek zor mu?

Sorsan dertleşiyorduk işte... Seviyorduk birbirimizi... Günlük hayatta epeyce vaktimizi alan dedikodu müessesesi de bu çark üzerinden geçimini sağlıyor. Çünkü herkesin yakınacağı birkaç kötü adamı ve kendisini sonsuz anlayışla dinleyip her sözüne onay verecek birkaç iyi adamı var. Birbirimize duymak istediklerimizi söylemek üzerine de örtülü bir antlaşma var aramızda

Mutlu Okur

İyi bir okur, hayal gücü, hafızası, sözlüğü ve biraz sanat duygusu olan kişiymiş. Vladimir Nabokov Edebiyat Dersleri'nde böyle tarif ediyor. Ve daha bir dizi disipliner kriteri var. Hangilerini, ne ölçüde karşılayabildiğimden emin değilim ama göğsümü gere gere "mutlu okur" diyorum kendime. Kitapların çokça yaramı sarmışlığı, beni bana anlatmışlığı, gerçekleri gözüme gözüme sokmuşluğu vardır... Varoluşuma dair … Okumaya devam et Mutlu Okur