Özdeğerini kanıtlamak: Savaşçı

Savaşçı arketipi değersizlik ve yetersizlik duygusuyla tetiklenen kahramanların şaşmaz durağıdır. Bize mücadeleyi öğretir. Gücümüzü kuşanmamız için gereken ateşi harlar. Ama özlemini çektiğimiz güçle dolmaya başlayınca savaşçılığı iş edinmek isteyebiliriz. Dengeli bir eylem planı için içimizdeki Gezgin ile içimizdeki Savaşçı kol kola, yan yana yürümeli. Gezgin’de ne kadar farkındalık arayışı varsa, Savaşçı’da da o kadar eylem arayışı var… İkisinin güç birliğinden, bütünlüğe giden yol açılır

Hikayeler aracılığıyla bağ kurmak

Hikayelerle çalışırken yaka kartlarımızı, profesyonel ünvanlarımızı, kurumsal kimliklerimizi, hatta yaşımızı başımızı bir kenara bırakırız. Masalar, akıllı ekranlar, yazışmalar yoktur aramızda. Yüzlerimizi ve bedenlerimizi birbirine döneriz. Başlangıçta herkes bir parça mesafelidir. Aramıza sınır koyan bir şey kalmadığı için elleriyle bedenlerini sarmalarlar. Fakat çok geçmeden o tedirgin ellerin yerini hikayelerin büyülü ve şefkatli kolları alır. Yavaş yavaş açılmaya, kendilerini açmaya ve kendileri gibi olmaya başlarlar. Bir adım sonra da hep birlikte bir maceraya atılırız. Yolculuk bilinmektedir. Bize kalan tüm zamanların kahramanlarının izinden gitmektir.

Hikâyecilik yaşarken de lazım insana

Photo by Joanna Kosinska on Unsplash

Televizyonculuk yıllarında birlikte çalıştığım bir meslektaşımla rast geldik, eski günleri yâd ettik. O da medya sektörünün geçirdiği büyük dönüşümden sonra kariyerini farklı bir alanda sürdürenlerden. Özlediğini söyledi; sesinde bir parça hüzün… O an adam akıllı bir karşılık veremedim ona, duygularım karıştı: “Boşver…” gibisinden beylik sözler geveledim ama ardından epey kafama takıldı. Arkadaşımdan çok önce ve gönüllü ayrılmıştım sektörden. Paylaşabileceğim onca birikmiş deneyime rağmen, neden geçiştirmiştim meseleyi? Ben de mi üzgündüm acaba?