Simurg – Zümrüdü Anka Kuşunun Hikayesi

Hikayenin ilk cümlesi beni olduğu gibi sizi de hayrete düşürecek biliyorum. Çünkü bundan 800 yıl önce yazılmış olan hikaye aynen şöyle başlıyor: “Simurg’un şaşılacak ilk işi şuydu: Gece yarısı Çin ülkesinde göründü. Çin ülkesinde kendisinden bir tüy düştü, bu yüzden her ülke birbirine girdi. Eğer Simurg’un o bir tüyü ayan olmasaydı dünyadaki tüm bu kavgalar olmazdı.” Bu eşzamanlılık gerçekten hayrete düşürdü beni çünkü ben yolculuk haritasını geçen Haziran ayında hazırlamıştım ve kendimce seçtiğim arketipler ve arketipik kahramanlar arasında bir Anka kuşu da vardı. Ve onun hikayesi insanlığın sarsıcı bir dönüşümden geçtiği şu günlere denk geldi. Demek ki bize söylecekleri varmış ve bunun için de en iyi zaman Corona günleriymiş… O vakit fazla uzatmadan, bu efsanevi kuşun hikayesine başlayalım ve hem anlatalım, hem de hikayenin armağanlarını toplayalım.

İçimizdeki Karanlık: Gölge Arketipi

2019 yılının özellikle son altı ayında pek çok insan yoğun bir içsel çalkantı yaşıyor. Dışarıda bir şey olması da gerekmiyor. İçeride değişiyoruz. Her şeyden önce kendimizle ilişkimiz yenileniyor. Ve biliyorum bu hiç kolay olmuyor. Zaman zaman öfke krizlerine kapılıyorsunuz, kayıplarla yüzleşiyorsunuz, ortada hiçbir şey yokken içiniz daralıyor, eliniz hiçbir işe gitmiyor, eskiden sizin için çok önemli olan ve kendinize hedef olarak belirlediğiniz şeyler önemini yitirmiş gibi görünüyor. Kocaman bir balonun içinde, kulakları tıkayan bir boşlukta öylece süzülüyorsunuz. Ve bunun için de,, bir şey yapmak gelmiyor içinizden.

Özdeğerini kanıtlamak: Savaşçı

Savaşçı arketipi değersizlik ve yetersizlik duygusuyla tetiklenen kahramanların şaşmaz durağıdır. Bize mücadeleyi öğretir. Gücümüzü kuşanmamız için gereken ateşi harlar. Ama özlemini çektiğimiz güçle dolmaya başlayınca savaşçılığı iş edinmek isteyebiliriz. Dengeli bir eylem planı için içimizdeki Gezgin ile içimizdeki Savaşçı kol kola, yan yana yürümeli. Gezgin’de ne kadar farkındalık arayışı varsa, Savaşçı’da da o kadar eylem arayışı var… İkisinin güç birliğinden, bütünlüğe giden yol açılır

Arketip nedir?

Bu bölümde sadece Kahramanın Yolculuğu Haritasına ve Arketip kavramına odaklanacağız. Bu bölümü yayınlamak için biraz geç kaldığımı biliyorum. Aslında her bölümün içinde yolculuk haritasına ve arketiplerin karşılığına kısaca değinmeye çalışıyorum. Fakat podcast’i takip edenlerden gelen yorumlar üzerine gördüm ki ayrı bir yerde ve ayrı bir paketin içinde duracak açıklamalar daha kullanışlı olacak. Arketipleri bilinçaltında yaşayan ve hayatını etkileyen karakterler gibi düşünebilirsin. Onlar belli davranış kalıplarını aktive eden sistemlerdir. Hikayelerdeki karakterlere ilham kaynağı oldukları gibi, her birimizin içinde yaşayan ve koşullar uygun olduğunda ortaya çıkıveren aktör ve aktrisler gibi davranırlar.

Suçlama sorunu: Kurban

Türkiye için bir arketip seçmem gerekse sanırım “Kurban” arketipini seçerdim. Nedenini dilimize doladığımız iki klişeyle özetleyebilirim: İlki “Dış mihrakların karanlık oyunları”, diğeri ise “Coğrafyan kaderindir”… Kahramanın Yolculuğu serisinde sorumluluğunu üstlenmeyi reddeden, başına gelenlerden dolayı sürekli diğerlerini suçlayan, maduriyetten beslenip, maduriyet sayesinde ayakta kalan tarafımızı inceliyoruz: İçimizdeki Kurbanı. Bu bölümle birlikte kahramanın yolculuğunda hazırlık aşamasının sonuna geldik. Bundan sonrası pupa yelken...

Onaylanma ihtiyacı: İyi çocuk

Adındaki “iyi” tanımına rağmen kimse bağrına basmak istemez onu. Çünkü varlığını diğerlerinin onayına armağan etmiştir. İyi çocuk arketipi bizim onaylanma, sevilme ve değerli hissetme ihtiyacımızı yönetip yönlendirir. Kırılgan ve kararsızdır; bazen de kaypak. Bu yanımızı açık etmek işimize gelmediği gibi kendi içimizde bile onunla göz göze gelmekten kaçınırız. Oysa özünde iyidir o, çünkü geçinmeye gönüllüdür. Bu bölümde içimizdeki sevilme ihtiyacını inceleyip doyurmaya çalışacağız.

Hikayeler aracılığıyla bağ kurmak

Hikayelerle çalışırken yaka kartlarımızı, profesyonel ünvanlarımızı, kurumsal kimliklerimizi, hatta yaşımızı başımızı bir kenara bırakırız. Masalar, akıllı ekranlar, yazışmalar yoktur aramızda. Yüzlerimizi ve bedenlerimizi birbirine döneriz. Başlangıçta herkes bir parça mesafelidir. Aramıza sınır koyan bir şey kalmadığı için elleriyle bedenlerini sarmalarlar. Fakat çok geçmeden o tedirgin ellerin yerini hikayelerin büyülü ve şefkatli kolları alır. Yavaş yavaş açılmaya, kendilerini açmaya ve kendileri gibi olmaya başlarlar. Bir adım sonra da hep birlikte bir maceraya atılırız. Yolculuk bilinmektedir. Bize kalan tüm zamanların kahramanlarının izinden gitmektir.

Hikâyeni açığa çıkarmaya hazır mısın?

İçindeki dünyaya yabancıysan, dışarının tatsız tuzsuz görünmesi normaldir. Çünkü özü göremezsin. Başlangıçta her şey çok karmaşık görünmekle birlikte özünde olabildiğince sadedir. Ve sade olan evrensel yasalarla hayatın merkezine sabitlenmiştir. Maharet bunu görebilecek gözü açmaktır. Etrafı yargılamak yerine dönüp içerindeki karşılığına bakmaktır. İşte bu alışkanlık hiç verilmedi bize. Hayata Uyanış serisi boyunca bunu kazanmaya çalışacağız. Hikayecilik araçlarını kullanarak kendi hikayemizi ve onun baş kahramanını anlamaya çalışacağız. Hazırsan başlıyoruz. Hayata Uyanış Podcast serisinin içeriğini ve görselleri blogda paylaşacağım. Ses kaydını da ana sayfadan takip edebilirsiniz. Görsel SADE dergisinin Ocak-Şubat 2019 tarihli sayısında yayınlanan yazımdan alınmıştır.

Hayata Uyanış Podcast Serisi

Bu sayfadan sıkça paylaştığım içerikten ürettiğim bir podcast serisi yayınlamaya başlıyorum dostlar.... Yani yazılarımı bundan böyle sesli kaydedeceğim, süresi de haliyle uzayacak... İntro niteliğindeki ilk podcast kaydımı paylaşıyorum. Girip abone olursanız, yenileri geldikçe youtube sizi haberdar edecek. Bir sonraki kayıtla birlikte seveceğinizi umduğum bir seriye başlıyorum. İçindeki Kahrama'a kulak ver... Daha fazla sohbet edip, karşılıklı iletişim içinde olacağımız bir çalışma planlıyorum.

Hikâyeci

“Peki bunlar yüz yüze anlatılan hikayelerin neler başarabildiğini mi tarif ediyor bize yoksa yazılı aktarılan hikayelerde ya da filmlerde de aynı güce erişebilir miyiz?” diye sordu genç kadın. Uzun sarı saçları ve dünyanın bilgisini emmeye hazır merakla bakan gözleri vardı. Hikayeci durdu, yavaşça başını salladı ve gözlerini kapattı, her hikayeden sonra yaptığı gibi; sorunun yerine yerleşmesini bekliyordu. “İlginç bir soru” dedi sonra. Ve çembere dönüp: “Sizce?” diye sordu. Biraz önce onun anlattığı hikayede, onun tarafından yaratılan büyülü dünyanın içinde erimenin hazzını yaşamıştık. Hikayecimizin önüne koyabileceğimiz çok az şey vardı ama yine de düşündük.